Mümin Şener

E-Posta : Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

“Emeksiz yemek olmaz.” Bu sözü öğrendiğimde onlu yaşlarımdaydım. Babamın yapmamızı istediği işten kaytarmış, kardeşlerimden ayrılarak ayaktopu oynamaya gitmiştim. Akşam eve döndüğümde evdekiler kaytarmamı fazlasıyla ciddiye almışlar ve beni babama şikâyet etmişlerdi. Sofra kurulduğunda babam öfkeyle bana dönerek “Bana bak! Büyükler, ‘emeksiz yemek olmaz’ derlerdi. Doğru söylemişler. Bu gün sana yemek yok. Neden kardeşlerini yalnız bıraktın. Bu son olsun! Bir daha tekrar ederse bacaklarını kırarım” dedi ve sofraya oturmama izin vermedi. Açlıktan ölecek gibiydim. Midem kazınıyor, gözlerim kararıyordu. Bir yandan dayak yemediğime sevinirken bir yandan açlığımı gidermek için çareler arıyordum.

Ne çare ki tüm ev halkı ağız birliği etmişti. Kimisi “seni gidi hain, kaçak” diyor, kimisi “oh olsun sana yaramaz, haylaz herif, ettiğini buldun” diye söyleniyordu. En yakınım bildiğim kardeşim Ayşe bile bana mutfaktan gizlice yemek getirmeyi kabul etmemiş “Hayır yapamam! Babam duyarsa çok kötü olur. Sen bunu hakettin! Cezanı çek” diye reddetmişti. O gece açlıktan kıvrana kıvrana uyumaya çalıştım.

 “Emeksiz yemek olmaz. Çünkü emek vermeyenler, elde ettikleri zaman şükretmiyorlar.

Bu gün bir alış-veriş merkezinin yemekhaneler bölümünde bir arkadaşı bekliyordum. Etraf çok kalabalık, tüm masalar doluydu. Oturmak için iki kişilik bir yer arıyordum. Birden oturdukları masadan kalkan bir topluluk görüp onların boşalttığı yere oturmak düşüncesiyle o tarafa seğirttim.

Sayıları yedi-sekiz dolaylarında bir genç topluluğu yemek yedikleri masadan kalkınca kendime oturacak bir yer bulmanın heyecanıyla onların boşalttığı masaya oturdum. Oturmaz olaydım. Masanın üzerindeki manzarayı görünce canım çok sıkıldı. Göğsümün daraldığını hissettim.

Yıllar önce başıma gelen ve bir türlü unutamadığım “emeksiz yemek olmaz” hatırasını yeniden yaşadım.

Gençler, yemek için aldıkları her şeyin yarısını terketmişlerdi. İsraf kelimesi bu kahredici görüntüyü anlatmaya yetmezdi. Bir yandan içim sızlıyor bir yandan midem bulanıyordu. Bu çok nankörceydi. Emeğe, ekmeğe, nimete, üretene, hazırlayıp sofraya getirene, herkese ve her şeye açıkça ihanetti.

Tabaklarındaki ekmeklerin yarıdan fazlası terkedilmişti. Yalnızca ekmekler mi? Elbette hayır. Etler, kızarmış patatesler, yarı açılmış soslar, içecekler, salata malzemeleri, temizlik kâğıtları… Aman Allahım! Masanın üzeri tam bir yağma yeri gibiydi… Benim gibi çocukluğunda bir zeytinle yarım ekmek yiyen birisinin katlanması mümkün olmayan bir durumdu…

Babamın beni açlıkla cezalandırdığı günü hatırladım. O meşhur atasözümüz geldi aklıma: “Emeksiz yemek olmaz”

“Bu gençleri bir öğün aç bırakmalıyız” diye düşündüm. Çok mu acımasızım? Çok mu merhametsizim bilemiyorum. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Bu yapılanlar, bu ihanet hiçbir şekilde cezasız kalmamalı…

Gelin ağız birliği yapalım. Emeğe ve ekmeğe ihanet eden bu gençleri bir öğün aç bırakalım…